![]() |
![]() |
|
||||
|
Mısır şekeri
ÖZellikle gazlı içeceklerde artık mısır şekeri kullanıldıgından vede bunun aslında kansorojen olabileceginden bahsediliyor.... Aşagıda Mısır şekeri ile ilgili internetten buldugum haberler yeralmaktadır.. Okumanızı tavsiye ederim.. Mısır şekerinde yetersiz kota, rekabeti engelliyor 03.05.2006 / Pınar Arat / Haber Şeker Kurumu'nun kota dışına çıkardığı ve nişasta bazlı şeker ürettiği için 32 milyon YTL ceza kesilen Ülker, yetersiz kotanın fiyatları yükselttiği gibi rekabet gücünü de etkilediğini açıkladı. Şeker Kurumu'ndan kota dışına çıkarak nişasta bazlı şeker ürettiği için 32 milyon YTL cezaya çarptırılan Ülker'in İstişare Konseyi Üyesi Necdet Buzbaş, 340 bin tonluk kotanın yetersiz olduğunu savunarak "Yetersiz kota, fiyatları yukarı çekiyor. Bu durum, rekabetçi olma özelliğimizi kaybetmemize yol açıyor" sözleriyle kaçak üretim yapmalarına gerekçe olarak düşük kotayı gösterdi. Şeker Kurumu'ndan kota dışına çıkarak nişasta bazlı şeker ürettiği için 32 milyon YTL ceza alan Ülker İstişare Konseyi Üyesi Necdet Buzbaş, 340 bin tonluk kotanın yeterli olmadığını bu durumun fiyat artışına neden olduğunu söyledi. Buzbaş, kota uygulamasının rekabet ortamına zarar verdiğini savundu. Türkiye şeker üretimi Şeker Kurumu'nun belirlediği kotalara göre gerçekleşiyor. Pancardan üretilen şekerin (sakaroz) yüzde 85 kotası var. Pancara göre yüzde 40 oranında daha ucuz olan ve şekerli mamullerle içecek endüstrisinde zorunlu hammadde olarak kullanılan mısırdan üretilen şekerin kotası ise yüzde 15 ile sınırlı. Nişasta bazlı şeker olarak da adlandırılan bu grupta fruktoz ve glikoz yer alıyor. Nişasta bazlı şeker üretiminin kotayla sınırlanmasının nedeni, yaklaşık 450 bin pancar üreticisini korumak. Ancak hükümet sanayicilerin tepkisi üzerine her yıl kotada yüzde 50 oranında artışa gidiyor. Ancak sanayiciler, bu değişikliğin rekabet avantajı yaratacak ucuz hammadde arayışına çözüm getirmediğini savunuyor. Şeker Kurumu'ndan ceza aldı Özellikle gazlı içecek üretiminde tatlandırıcı ihtiyacını giderebilmek amacıyla kendi bünyesinde fruktoz tesisi kuran Ülker, bu üretiminin yasalara uygun olduğunu iddia ediyor; ancak geçen günlerde Şeker Kurumu'ndan 32 milyon YTL ceza aldı. Şeker piyasasındaki sorunları değerlendiren Ülker İstişare Kurulu Üyesi Necdet Buzbaş ise Türkiye'nin glikoz ve fruktozda yılda 200 bin ton açık verdiğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Türkiye'de nişasta bazlı üretim 340 bin ton. Oysa Türk gıda sanayiinin bugünkü ihtiyacı 540 bin ton civarında. Ortada bir arz talep dengesizliği var. Şekerleme sektörüne yeterli glikoz verilemiyor. Bu nedenle fiyatlar da yükseliyor. Sonuçta halkımız ürünü yüksek fiyatla tüketiyor. Avrupa ülkeleriyle rekabet etme şansımız kalmıyor." Buzbaş, Türk firmalarının nişasta bazlı şekerdeki kota nedeniyle fiyat rekabetine giremediğini vurgularken Avrupa Birliği'ndeki (AB) yeni düzenlemelerin pancar şekerinde de benzer bir sıkıntıyı gündeme getireceğine dikkat çekiyor. Glikoza kota uygulamayan ve fiyat avantajını elinde tutan AB'nin, şekerde yeni bir düzenlemeye gideceğini hatırlatan Buzbaş, sözlerine şöyle devam etti: "AB Şeker Düzenleme Uygulaması, önümüzdeki aylarda yürürlüğe girecek. Pancar üreticilerine destek içeren uygulamayla şeker fiyatlarının kademeli olarak indirilmesi planlanıyor. 4 yıl sonra şeker fiyatlarını yüzde 36 indirmiş olacaklar. Bu indirimle bizim AB’deki şekerleme ve çikolata sektörüyle rekabet etmemiz mümkün değil. Türk firmaları olarak Türkiye’de ürün satamaz hale geleceğiz. Konu, binlerce pancar üreticisini de etkileyecek. Konu çok boyutlu olduğu için etki analizinin bir an önce yapılması gerek. Analizin ardından AB'den geçiş süresi alınmalı." Haksız rekabet tartışması sektörü karıştırmıştı Ülker'in üretim izni olmaksızın nişasta bazlı şeker üretim tesisi kurmasını ilk kez Referans gündeme taşıdı. Konuyla ilgili haberler kolalı içecek üreticilerini de harekete geçirdi. Nişasta bazlı şekerin Cola Turka üretiminde kullanıldığı ve bu durumun kendileri açısından bir haksız rekabet oluşturduğunu belirten Coca Cola ve Pepsi'nin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na başvurarak Cola Turka'ya benzer şekilde nişasta bazlı şeker kullanım izni istemesi ancak olumlu sonuç alamaması, kolalı içecek üreticileri arasında haksız rekabet tartışmasını alevlendirdi. Ülker'in kolalı içeceklerde usulsüz hammadde sağladığını savunan Coca Cola ve Pepsi, Cola Turka'nın yılda yaklaşık 15 milyon dolar maliyet avantajı sağladığını savunurken Ülker'den "üretimin yasal olduğu" şeklinde açıklamalar geldi. Ancak süreç, Şeker Kurumu'nun Ülker bünyesinde kurulan tesisin üretimini durdurması ve gruba 32 milyon YTL'lik ceza vermesiyle sonuçlandı. Türkiye şeker üretim ve tüketim rakamları (ton) Türkiye'de şeker ihtiyacının yüzde 85'i pancardan, yüzde 15'i ise mısırdan üretilen nişasta bazlı şekerden karşılanıyor. Üretim Tüketim Açık/Fazla Pancar şekeri 3.5 milyon 2.5 milyon +1 milyon Nişasta bazlı şeker 340 bin 540 bin ton -200 bin Ülker 4.5 milyon çiftçiyi yanına alıp Coca-Cola ve Pepsi'ye meydan okudu Cola Turka'yı tatlandırırken, kendi tesislerinde ürettiği glikozu kullanan ve Coca-Cola ile Pepsi'ye karşı fiyat avantajı sağlayan Ülker Grubu, Pankobirlik, Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği ile birlikte Şeker Kanunu'nun değiştirilmemesi yönünde hükümete çağrıda bulundu 21/04/2005 Koladaki tatlandırıcı savaşında Ülker Grubu yeni bir manevra yaparak 4.5 milyon pancar üreticisini yanına aldı. Ülker Grubu, Pankobirlik, Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği ile birlikte gazete ilanı verdi ve hükümete bir çağrıda bulunarak, "Şeker Kanunu kurum ve kurullarıyla aynen korunsun" dedi. Söz konusu ilana susam ve tahin helva üreticileri ile şekerli mamul üreticileri de destek verdi. Ülker bu ilanla "Biz kanunun değişmesini istemiyoruz" mesajı verirken, diğer taraftan Coca-Cola ve Pepsi Cola'nın mısırdan glikoz üretecek tesisleri için verilmesi muhtemel izninin de önüne geçme çabasını ortaya koydu. İlan ile "Ülker için kanun değiştirilecek" eleştirilerine cevap verdiklerini belirten Ülker yetkilileri, "Bakın biz kanunun değiştirilmesini istemiyoruz. Kanun zaten bize üretim izni veriyor" açıklaması yaptı. Nişasta üreticileri ve şeker pancarı üreticileri adına Pankobirlik'in Ülker Grubu ile aynı açıklamanın altına imza atmalarının nedeninin hükümete 'Uzlaştık7 mesajı göndermek olduğunu belirten Pankobirlik Başkanı Recep Konuk ise şu açıklamayı yaptı: "Ortaya çıkan bu kaos ortasında taraflar arasında büyük tartışmaların yaşandığı toplantıların ardından böyle bir karara varıldı. Herkes eteğindeki taşları döktü, bu işten kimlerin zarar göreceği ve bütün dezavantajları konuşuldu. Sonunda Türkiye'nin diğer ülkeler karşısında rekabet gücünün korunması için eski yasanın devam etmesi yönünde bir karar alındı." Kanunun aynen korunması Coca-cola ve Pepsi'ye izin verilmemesi anlamına gelir Türkiye'de şeker pancarı çiftçisini ve 30'un üzerindeki şeker fabrikasını korumak adına mısırdan üretilen tatlandırıcı glikoza karşı kota uygulanıyor. Mevcut kanunda Türkiye'de sadece 352 bin tonluk nişasta bazlı şeker üretim kotası bulunuyor. Pepsi ve Coca-Cola'nın en az 100 bin tonluk nişasta bazlı şeker üretme tesisi kurma talebine olumlu yanıt verilmesi halinde 352 bin tonluk kota da otomatikman artırılmış olacak. Pepsi ve Coca-Cola da üretimlerinde ihtiyaç duydukları tatlandırıcıyı şeker pancarından değil mısırdan karşılayacaklar. Mevcut yasanın aynen devam etmesi halinde bu izinlerin çıkması mümkün görünmüyor. Pepsi ve Coca-Cola'nın yatırım talepleri halen Sanayi Bakanlığı'nda bekliyor. Anadolu Grubu İcra Başkanı Tuncay Özilhan önceki gün yaptığı açıklamada "İzinler için başvurduk şimdi hükümetin tavrını bekliyoruz. Haksız rekabet söz konusu" demişti. Mısırın kiloda % 40 fiyat avantajı var Şeker Yasası ile nişasta bazlı şekere yüzde 10 kota sınırı getirilmiş durumda. Bakanlar Kurulu'na da bunu yüzde 50 artırma yani yüzde 15'e çıkarma yetkisi tanınmıştı. Halen Türkiye'de 352 bin tonluk nişasta bazlı şeker üretimi kotası bulunuyor. Türkiye'de Cargill, Pendik Nişasta, Amillium, Tat ve Sunar olmak üzere nişasta bazlı şeker üreten 5 firma var. Mevcut kanun bir altıncısının kurulmasına izin vermiyor. Bu kota uygulanıyor, zira mısırdan şeker üretmek şeker pancarından şeker üretmekten çok daha ucuz. Şayet kota konmasa tüm sanayici şekerini mısırdan temin etmek isteyecek ve dolayısıyla pancar üreticisi de zora düşecek. Nişasta şekeri 900 bin liraya geliyor Kola üreticileri iki farklı hammaddeden elde edilen şekeri kullanıyor. Ancak fiyatı daha ucuz olan nişasta bazlı şekerde 352 bin tonluk kota uygulandığı için kola üreticileri üretimlerinin büyük bir kısmında şeker pancarından elde edilen şeker kullanıyor. Şeker pancarından elde edilen şekerin toptan kilosu 1.5 milyon liranın üzerinde. Nişasta bazlı şekerde ise fiyat 900 bin lira. Bu farkın nedeni de pancarın yüzde 15'inin, mısırın ise yüzde 60'ının şekere dönüşmesi. Genleri ile oynanan ithal mısırda verim bazen daha da artıyor ve fiyatı 900 bin lira yerine 600 bin liraya kadar da düşebiliyor. Nişasta bazlı şeker kullanmak ortalamada ton başına 300-350 dolarlık bir maliyet avantajı sağlıyor. Coca-Cola'nın yıllık şeker tüketimi yaklaşık 60 bin ton. Bir litre kolayı şekerpancarı ile tatlandırırsa 165 bin lira, mısır ile tatlandırırsa 70 bin lira ödüyor. Kurmak istediği nişasta bazlı üretim tesisinin maliyeti ise 20 milyon dolar. Yani Coca-Cola bu tesisin maliyetini l yılda çıkarabilir. Cola Turka'yı üreten Ülker'in ise izni daha önceden alınmış ve glikoz üreten Pendik Nişasta adında bir fabrikası bulunuyor. İddialara göre Ülker Grubu bu tesiste Cola Turka'nın ihtiyacı olan şekeri, kotaların dışına çıkarak üretiyor. Dolayısıyla Cola Turka tüm üretimini mısırdan üretilen glikoz ile yaparak rakiplerine karşı fiyat avantajı sağlamış oluyor.
__________________
Bilgi Güçtür... Paylaştıkça Anlam Kazanır... @DrAnkara İletişim Adresimiz; hekimevi@yahoo.com [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] Sitelerimiz: [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] |
|
||||
|
Kola, gazoz out!
Doğal olmayan maddeler üretilen ticari içeceklerin etiketi yazılan içerikleri bile tehlike saçıyor. Birde yazılmayan küçük katkılar yada doğalmış gibi belirtilen GDO'lu katkılar toplum sağlığını tehdit ederken tüketiciler bir kısmı hala bu yanlış sürdürüyorlar. "Pediyatri ve beslenme uzmanlarına göre çocuklara şekerli, gazlı içecekleri içirmek büyük bir sorumsuzluk. Kola ve gazozu kara listeye alan uzmanlar çocuklar için en sağlıklı içeceği tarif etti." Yüksek fruktozlu mısır şekeri Hem gazlı içecekler, hem de meyve suları yüksek oranda şeker içerirler. Endüstriyel ürünlerde kullanılan şeker ise, mısırdan elde edilen yüksek fruktozlu mısır şekeri (nişasta bazlı sıvı şeker)’dir. Fruktozu diğer şeker türlerinden daha kötü yapan özelliği ise, vücutta ensülin seviyesini yükseltmemesidir. Araştırmacıların iddialarına göre, fruktoz ensülin seviyesini yükseltmediği için diğer şekerlerin verdiği doygunluk hissini vermez. Bu nedenle, bu şekeri yeteri kadar aldığınızı hissedinceye kadar aşırı miktarda yemiş / içmiş olursunuz. Bütün bu sebepler, fruktozun kilo alımında ve Tip-2 diyabette pay sahibi olabileceğini göstermektedir. Ayrıca bütün şekerli içecekler ve gıdalar çocukların diş ve kemik yapılarında bozulmaya yol açabiliyor. 560 ml (yaklaşık 3 su bardağı) gazlı içecek: • 17 tatlı kaşığı şeker (genellikle yüksek fruktozlu mısır şekeri) içerir. • 250 kalori verir. • Verdiği enerjiyi yakmak için 40 dakika boyunca basketbol veya koşu gibi ağır bir spor yapmak gerekir. • Her gün tüketilirse her sene yaklaşık 4 ila 8 kg kilo aldırabilir. En sağlıklı içecek Çocuğunuzun daha iyi beslenmesini istiyorsanız doktorların en çok tavsiye ettiği içeceği vermelisiniz. Bu içecek ne mi? Tabii ki su! Evde kendi hazırladığınız meyve suyu çocuklar için ikinci alternatif. Ev üretimi meyve suyunu su ile karıştırarak kıvamını seyreltebilirsiniz. Evde hazırlayacağınız şekersiz komposto ve hoşafları şekersiz olarak veya balla tatlandırarak çocuğunuza verebilirsiniz. (Balla karıştıracağınız içecek sıcak olmasın, balın doğal özelliği gider. İçecek ılındıktan sonra balla karıştırın.) Süt (özellikle pastörize edilmemiş mandıra sütü) ve ayran da çocuklar için besleyici ve sağlıklı alternatifler. Hazır meyve suları “o anda” sıkılmış olmadıkları için doğal vitamin- mineral değerlerinden kayıplar oluşuyor. Bir de, daha uzun ömürlü olmaları için pastörize edilirlerse, birçok vitamin ısıya dayanıksız olduğundan, besleyici değerlerini kaybediyorlar. Dr. Andrea Rudominer checblog.org Mısır şekeri hakkında not: Ülkemizde Cargill firmasının ürettiği mısır şekerinin, ABD’den ithal genleriyle oynanmış (transgenik) mısırlardan elde edildiği yönünde söylentiler de oluşmuştur. Yani, çocuğunuza kola veya gazoz içerdiğinizde transgenik bir gıda yedirmiş olma ihtimaliniz var!(iyibilgi.com)
__________________
Bilgi Güçtür... Paylaştıkça Anlam Kazanır... @DrAnkara İletişim Adresimiz; hekimevi@yahoo.com [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] Sitelerimiz: [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] |
|
||||
|
Şeker ile ilgili düşünceler...
Şeker uyuşturucu gibi… Öldürüyor! British Medical Journal'da yayınlanan bir makalede 'Şeker, tütün kadar tehlikeli, uyuşturucu sınıfına sokulmalı' dendi. Evet, anneler babalar top sizde. Hala çocuğunuza uyuşturucu vermeye devam edecek misiniz? 'Ne yapalım, çocuğum gofreti, şekeri çok seviyor' deyip kafanızı kuma mı gömeceksiniz? Bu öyle bir zehir ki her markette, bakkalda satılıyor. Bütün diğer uyuşturucular gibi bağımlılık yapıyor ve haz duygusuyla birlikte vücuda zarar veriyor. Hatta bu beyaz zehir çocuklara yediriliyor. British Medical Journal'da yeni yayınlanan bir makalede 'Şeker tütün kadar tehlikeli, zarar verici ve bağımlılık yapıcı olduğu için uyuşturucu sınıfına sokulmalıdır' diyor. Gözünüzün önüne yeğeninize, çocuğunuza 'hediye ettiğiniz'çikolatalar, gofretler mi geliyor? İnsanı sigaraya, uyuşturucuya en yakınları alıştırır... Çocukları da 'şeker isimli zehire' anne-babaları alıştırıyor en önce. Şekerin ettikleri • Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna 'metabolik sendrom' deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor. • Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor. • Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor. • Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor. Her yerde 'şeker' var Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi... Bebek maması, mısır gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu gıdaları. Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı Özellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor! Şekerdeki genetik risk Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan 'mısır şekeri' üretiliyor. 'Nişasta bazlı sıvı şeker' de denilen bu 'oynanmış' şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle 'oynanmış' genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor mesela... Şekerin gizli isimleri Yiyeceklerin 'içindekiler' listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake. Karacaoğlan'ın 'zehir oldu yediğimiz şekerler' deyişi günümüzde daha bir geçerli... Yeni Aktüel Şekersiz hayat daha tatlı, daha uzun! Almanya'da yapılan bir deneyin sonuçlarına göre şekersiz beslenme solucanların ömrünü yüzde 20 oranında uzattı. Ya insan hayatına neler yapıyor bu şeker? Yazımızı okumadan çayınıza şeker atmayın, çocuğunuzu sevindirmek için janjanlı mamüller almayın! Almanya Jena Üniversitesi'nden Michael Ristow Ekim ayında yayınlanan şaşırtıcı bir deney gerçekleştirmişti. Deney sonuçlarına göre, bir tür şeker olan glikozu sindirmeleri engellenen solucanların ömrü yüzde 20 oranında uzuyordu. Michael Ristow, bu araştırmadan hareketle, 'İnsanlarda da şeker tüketimi ömrü kısaltıyor olabilir' demişti. Bu haber birçok gazetede yayınlandı ama hak ettiği ilgiyi görmedi. iyibilgi okuyucuları için İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın'a görüşlerini sorduk ve Shane Ellison'un şeker hakkındaki çarpıcı görüşlerine yer verdik. 'Şeker kronik hastalıklara sebep oluyor' Prof. Dr. Ahmet Aydın beslenmebulteni.com sitesinde yayınladığı yazılarında sık sık sağlıklı bir beslenme biçimini öneriyor. Tavsiye ettiği 'Taş Devri Diyeti'nde şeker, un gibi gıdalara yer yok. Prof. Aydın, Michael Ristow'un deney sonuçları ile ilgili şunları söyledi: 'Teorilere göre yüksek oranda şekerle beslenme, kan insülinini artırıyor (insülin direnci, metabolik sendrom). İnsülin fazlalığı bir tarafta şişmanlığı artırırken, öte tarafta vücutta iltihap maddelerinin ve serbest radikallerin artmasına yol açıyor. Bunlar da kronik hastalıkları (kanser, osteoporoz, enfarktüs vb.) artırıp yaşlanmayı hızlandırarak ömrü kısaltıyor. Yüz yılın üzerinde yaşayan insanların tek ortak özelliği, kan şeker düzeylerinin yüksek olmaması ya da insülin dirençlerinin düşük olmasıdır.' 'Şekerin yan etkisi: Obezite' Amerikalı yazar Shane Ellison ise 'Bir Masalmış Kolesterol' kitabında şekeri kalp sağlığına büyük bir tehdit olarak tanımlamıştı. Kitaptan şekerle ilgili satırlar şöyle: 'Mutluluk, dünyada en çok peşinde koşulan duygudur. Şeker ise, dünyada en bol bulunan kimyasal madde. Sorun da burada. Şeker insanı mutlu ettiğinden ve her yerde kolayca bulunduğundan, bağımlılık yaratabilir. Ancak bu bağımlılık şekerin yan etkileri (özellikle obezite) nedeniyle sağlıksızdır. Yüksek miktarda şeker (sukroz, yüksek glisemik endeksli karbonhidratlar ve meyve suyu) alımı, aşırı miktarda ensülin üretimine yol açar. Aşırı ensülin ise hücrelerinizi 'uyuşturur'. Hücre içine giriş imkânı bulamadığından, glikoz (ve diğer birçok besin) gidecek yerleri olmadan kan dolaşımında sürüklenir durur. Sabit bir şekilde glikozun akışı olduğunu farkeden pankreas ensülin salgılamaya devam eder. Glikoz ve insülin zehirli hale gelirler. Hasar başlar. En korkutucusu, ensülin 'termogenez'i bloke ederek yağ yakma özelliğinizi engeller. 'Termogenez', zayıf kalmanız için size Allah tarafından bahşedilen bir haktır. Vücudunuzun yağlardan, onları ısıya çevirerek kurtulma sürecidir. Ensülin, bu süreci engeller. Termogenez gibi mucizevî bir özelliğe, hareket etmenizden veya diyet yapmanızdan bağımsız bir şekilde doğuştan sahipsiniz, unutmayın. Aşırı şeker alımına dayanan bu olumsuz etkiden mağdur olanlar, kontrol edemeyecekleri biyokimyasal bir kâbusun kölesi olacaktır. Çoğu vakada, geri dönüş yoktur. Uyanma imkânı olmayan bu kâbusun karakteristik özellikleri sürekli şeker krizleri, dindirilemeyen susuzluk hissi, idrar miktarında artma, vücut yağ miktarında artma (yıllar içinde vücudunuzun yağ yüzdesi artıyor mu?), karamsarlık ve düşük enerjidir. Bu belirtiler daha sonrasında obezite, ardından insülin direnci, tip 2 diyabet, kalp hastalığı, kanser ve nihayetinde erken ölüme sebep olabilir. 'İlkyardım' ilaçlarını unutun ve kan şekerinizi doğal yollarla düşürmeye çalışın.' Şekersiz hayat mümkün Şeker o kadar çok hayatımıza girmiş ki, şarküteri ürünlerinden hazır pizzaya, ketçaptan bebek mamasına kadar her şeyin içinde şeker var. Bu yukarıdaki satırları okuyup, şekerden uzak durmak gerektiğine ikna olanlar dahi, şekerle bu kadar içli dışlı yaşamak nedeniyle bunun imkânsız olduğu zannına kapılabiliyor. Oysa çok basit… Şekerli içtiğiniz çaya şeker atmamakla başlayın işe. Şeker yememek için 66 neden Şekerin suç dosyası kabarık. Kurbanları arasında karaciğerden tutun beyne kadar birçok organ var. Bilimin şimdiye kadar tespit ettiği suçları okuyunca bir daha şeker yemek istemeyeceksiniz. iyibilgi, Malezya Tüketici Derneği'nin tüketicileri bilinçlendirmek için başlattığı 'CAP Guide' serisinden çevirileri sizlerle paylaşmaya devam edecek. Serinin şekeri konu alan kitapçığı bu 'tatlı katilin' suç dosyasını şöyle sıralıyor. 1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir. 2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir. 3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir. 4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir. 5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir. 6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir. 7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir. 8. Şeker bakteri enfeksiyonlarına karşı savunma sistemini zayıflatabilir. 9. Şeker böbreklere hasar verebilir. 10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir. 11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir. 12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller. 13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir. 14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir. 15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir. 16. Şeker gözleri bozabilir. 17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir. 18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir. 19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir. 20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir. 21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir. 22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir. 23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir. 24. Şeker diş çürüklerini artırabilir. 25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir. 26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn's hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır. 27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir. 28. Şeker astıma sebep olabilir. 29. Şeker mantar enfeksiyonlarına sebep olabilir. 30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir. 31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir. 32. Şeker iskemik kalp hastalığına yol açabilir. 33. Şeker apendisite yol açabilir. 34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir. 35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir. 36. Şeker damarlarda varise yol açabilir. 37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir. 38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir. 39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir. 40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur. 41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir. 42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir. 43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir. 44. Şeker gıda alerjilerine sebep olur. 45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir. 46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir. 47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir. 48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir. 49. Şeker DNA yapısını bozabilir. 50. Şeker katarakta sebep olabilir. 51. Şeker amfizeme sebep olabilir. 52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir. 53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir. 54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür. 55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür. 56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir. 57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir. 58. Şeker pankreasa zarar verebilir. 59. Şeker kabızlığa sebep olabilir. 60. Şeker miyopluğa sebep olabilir. 61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir. 62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir. 63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır. 64. Şeker depresyona sebep olabilir. 65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir. 66. Şeker Alzheimer's hastalığı riskini artırabilir. Kanser en çok neyi sever? Kanserin beslenmesine izin vermeyin! Bilim adamları kanser hücrelerinin en sevdiği yiyeceğe karşı uyarıyor... Bu 'tatlı' yiyecek ne mi? Okuyun, şaşırın... Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır. Kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerin oksijenli solunumunun, oksijensiz – anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir. Otto Warburg Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir. Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür. Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa... Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna 'cachexia' denir. Cachexia, vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) 'glycogenesis' işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker. Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Ya da karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü ŞEKER KANSERİ BESLEMEKTEDİR. Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin hastalıkla bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi. Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri Laetrile'dir. Cachexia'lı hastaların yüzde 50'den fazlasında glycogenesis sürecini durduran Hydrazine Sulfate bunlardan bir diğeridir. Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir 'akıllı bomba' üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir. Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin! Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine 'Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.' ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. Kaynak: International Wellness Directory Şekeri bırak, kalbini koru! Yılın tıp kitabı 'Bir Masalmış Kolesterol' kalp sağlığımızı korumak için şekerden uzak durmayı öğütlüyor. Şeker yediğimizde neden kendimizi 'mutlu' hissettiğimizi açıklayan yazar, bu sanal mutluluktan ve şeker bağımlılığından kurtulmanın da reçetesini veriyor! 'Mutluluk, dünyada en çok peşinde koşulan duygudur. Şeker ise, dünyada en bol bulunan kimyasal madde. Sorun da burada. Şeker insanı mutlu ettiğinden ve her yerde kolayca bulunduğundan, bağımlılık yaratabilir. Ancak bu bağımlılık şekerin yan etkileri (özellikle obezite) nedeniyle sağlıksızdır.' Yazar Shane Ellison, kan şekerini kontrol altına alma ile ilgili şunları yazıyor: 'Kalp hastalığını önleme veya geriletmede yaşam biçiminin etkisi Kalp hastalığını önlemede ilk basamak, hap yutmak değil, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kazanmak olmalıdır. Bu kural, reçeteli ilaçlar için de, kapsül şeklinde satılan besin destekleri için de geçerlidir. Her iki ilaç türü de, yaşam biçimi kötü olanlarda kalp hastalığı görülmesini engelleyemez. Eğer kalp hastalığı risklerinizi azaltma konusunda ciddiyseniz aşağıdaki alışkanlıklarını kazanmalısınız: • Şekeri (sukroz, yüksek fruktoz içeren mısır şurubu -nişasta bazlı sıvı şeker-, fruktoz ve suni tatlandırıcılar)53 ve sigarayı kesin • Ağır olmayan egzersiz yapın • Şarap da dahil, alkol alımını kesin veya en aza indirin • Her gün daha fazla yeşil/ yapraklı sebze tüketin • Daha fazla saf su için (damıtılmış olmayan sulardan için) • Sadece çiğ süt (pastörize edilmemiş süt) tüketin, miktarı sınırlı tutun • Düzenli olarak, ceviz, hindistan cevizi yağı ile taze somondan ve/veya kanola yağından omega-3 yağ asidi tüketin • Rafine tahıllarla yapılmış besinleri (beyaz unlu) azaltın • YAĞLARINIZDAN KURTULUN (aşağıda 'Obezite için Yardım' bölümüne bakınız) Az önce bahsettiğimiz yaşam tarzı değişikliklerine uymak, vücudunuzdaki olumlu değişikliklere bağlı olarak ömrünü uzatır. Bunların tümü de kalp hastalığını aşağıda sayılan yollarla önlemeye uğraşırlar: • Endotel fonksiyonunu yeniden düzenler (daha iyi kan dolaşımı için) • Yağsız vücut kütlesini arttırır • Trombosit kümelenmesini azaltır (pıhtıları önler) • Kan basıncını (tansiyonu) düzenler • Plak oluşumunu ve büyümesini önler • Oksidatif stresi önler • Kalbe optimal enerji sağlar • Homosistein düzeylerini düşürür • Ensülin direncini önler Obezite için yardım: Kan şekerinizi nasıl kontrol altına alabilirsiniz? Obezite ve yaşlanma için 'her derde deva' bir ilaç olsaydı, bu ilaç diyete değil, kan şekerini kontrol etme ve düşürmeye yönelik olurdu. Kendimden örnek verebilirim. Kan şekerimi kontrol altına alarak yüzde 30 olan vücut yağ oranımı yüzde 10'a düşürebildim. İnce olmanın yararlarının yanı sıra, kan şekerini kontrol altına almak ensülin direnci, tip 2 diyabet, dikkat dağınıklığı ile ilişkili belirtiler, kanser ve kalp hastalığına deva olacaktır. Kan şekeri dikkat edilmesi gereken bir konudur. FDA, 'ABD'de yetişkin nüfusun üçte ikisinin aşırı kilolu veya obez olduğunu ve diyabet nedeniyle erken ölümlerin salgın hastalık gibi yayıldığını' bildiriyor. Amerika bir mezarlık. İnsanların çoğu, hastalık belirtilerini maskelemeye yarayan FDA onaylı ilaçları kullanıp rahat rahat ölmeyi bekliyor. Mantığınızı dinlerseniz, 'Diyet kolayı çöpe at, kolesterol düşürücü ilaçları unut ve bu uyarıyı beyninde hemen hareket geçir' dediğini duyacaksınız. Tüm maddeler, hatta su bile toksik, yani zehirlidir. Bir maddenin zehir olup olmayacağını hangi dozda kullanıldığı belirler. Bu prensip, M.Ö. 1500 yılında Paracelsus tarafından ortaya konmuş olup, glikoz ve ensüline uyarlanabilir. Glikoz, enerji ateşinizi tutuşturan kıvılcım olarak değerlendirilebilir. Ensülin de kibrittir. Kan dolaşımınıza glikoz girdiğinde, pankreastan ensülin salgılanır. Ensülin, mekik gibi vücudunuzun hücrelerine glikoz ve diğer besin maddelerini taşır. Bu önemli maddeler dahi zehirli olabilir. Nasıl mı? Yüksek miktarda şeker (sukroz, yüksek glisemik endeksli karbonhidratlar ve meyve suyu) alımı, aşırı miktarda ensülin üretimine yol açar. Aşırı ensülin ise hücrelerinizi 'uyuşturur'. Hücre içine giriş imkanı bulamadığından, glikoz (ve diğer birçok besin) gidecek yerleri olmadan kan dolaşımında sürüklenir durur. Sabit bir şekilde glikozun akışı olduğunu farkeden pankreas ensülin salgılamaya devam eder. Glikoz ve insülin zehirli hale gelirler. Hasar başlar. En korkutucusu, ensülin 'termogenez'i bloke ederek yağ yakma özelliğinizi engeller. 'Termogenez', zayıf kalmanız için size Allah tarafından bahşedilen bir haktır. Vücudunuzun yağlardan, onları ısıya çevirerek kurtulma sürecidir. Ensülin, bu süreci engeller. Termogenez gibi mucizevi bir özelliğe, hareket etmenizden veya diyet yapmanızdan bağımsız bir şekilde doğuştan sahipsiniz, unutmayın. Aşırı şeker alımına dayanan bu olumsuz etkiden mağdur olanlar, kontrol edemeyecekleri biyokimyasal bir kabusun kölesi olacaktır. Çoğu vakada, geri dönüş yoktur. Uyanma imkanı olmayan bu kabusun karakteristik özellikleri sürekli şeker krizleri, dindirilemeyen susuzluk hissi, idrar miktarında artma, vücut yağ miktarında artma (yıllar içinde vücudunuzun yağ yüzdesi artıyor mu?), karamsarlık ve düşük enerjidir. Bu belirtiler daha sonrasında obezite, ardından insülin direnci, tip 2 diyabet, kalp hastalığı, kanser ve nihayetinde erken ölüme sebep olabilir. 'İlkyardım' ilaçlarını unutun ve kan şekerinizi doğal yollarla düşürmeye çalışın Yüksek kan şekerinizi düzeltmek için, aşağıdakileri uygulayın: • Eğer önünüzdeki yemeğin tadı şekerliyse, ve bu tat organik meyveden gelmiyorsa yemeyin • Her yemekten önce suda çözünmüş 1 çorba kaşığı karnıyarık otu tohumu (psyllium husk) • Her gün 1-6 gram tarçın57 • Her gün 300-600 mg alfa lipoik asit (ALA) • Her gün 10-25 mg, yüzde 1'lik banaba bitkisi ekstresi (korosolik asit) • Beslenmenizden yüksek glisemik endeksli karbonhidratları çıkarın • Yemek veya atıştırmalıklarla birlikte ayçekirdeği, badem, kabak çekirdeği gibi tohumlar veya fındık fıstık tüketin (kavrulmamış, tuzlanmamış olanlarını) • Tabii ki düzenli olarak spor yapın Uzun vadede kan şekerinizi kontrol altında tutarsanız, 5–10 yaş daha genç görüneceğinizi ve hissedeceğinizi düşünebilirsiniz. Obezite, diyabet, kalp hastalığı ve kanser nedeniyle erken ölüm tehdidi kötü bir rüya olarak kalacaktır. Şekeri sonsuza kadar nasıl bırakabilirsiniz? Şeker bağımlılığı gerçek bir tehlikedir. Sukroz bağımlılığı, obezitenin bir numaralı nedeni sayılabilir. Obezitenin, kalp hastalığı için risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Şeker bağımlılığının bir göstergesi de, küçük kızlarımızı 'şeker' olarak tanımlamaktır. Sevdiklerimizi şekerle ilişkilendirmemizin nedeni, şekerde olduğu gibi çocuklarımıza duyduğumuz sevginin de kendimizi iyi hissettirmesidir. Başka bir deyişle, sevgi ağrıyı keser. Bilim adamları, şeker ve sevgi arasındaki bu benzerlikle ilgili olarak, her ikisinin de 'opioid' (afyondan elde edilen) reseptörleri tetiklediğini keşfetmişlerdir. Bu reseptörler tetiklendiğinde, reaksiyonlar zinciri ateşlenmiş olur. Bu zincir, 'ağrıyı hissetmeme' ile son buluyor. Sonuç, mutluluktur. Şeker ve sevgiye ek olarak, ilaçlar da opioid reseptörleri tetikleyebilirler. Bu ilaçlar afyon, kodein, morfin ve oksikodon'dur. Bunların hepsi 'opiat' olarak bilinir. 'Mutluluk'un ötesinde, opiatlar 'coşku ve neşe' duygularına da neden olur. Bu, kısmen de olsa, insanların neden bağımlı olabildiklerini açıklar – bu coşku ve neşe halinin doğal bir şekilde hissedilmesi güçtür, ama imkânsız değildir. Bu ayrıca, sevilme hissinin eksik olduğu kişilerin neden şekere (örneğin karınız mutsuz olduğunda çikolata yer) veya ilaçlara yöneldiğini de açıklar. Opioid reseptörleri tetikleyen birçok şey bağımlılık yaratabilir. Bazı bağımlılıklar sağlıklıdır, bazıları da şeker bağımlılığında olduğu gibi sağlıksız. Mutluluk, dünyada en çok peşinde koşulan duygudur. Şeker ise, dünyada en bol bulunan kimyasal madde. Sorun da burada. Şeker insanı mutlu ettiğinden ve her yerde kolayca bulunduğundan, bağımlılık yaratabilir. Ancak bu bağımlılık şekerin yan etkileri (özellikle obezite) nedeniyle sağlıksızdır. Şeker bağımlılığı birçok bahane ile rasyonalize edilir. Genellikle şunlar söylenir: Herkes gazoz içiyor, zararlı olsaydı satılmazdı, çocuklar bile yiyor, etikette 'şekersiz' yazıyor, yarın bırakacağım, kilo almak umurumda değil, benimki genetik, herkes şişman, şişmanlık sağlıklıdır, bir yerde şekerin bağımlılık yapmadığını okudum. Şeker bağımlılığının nasıl geliştiğini bilmek, tedavinin nasıl olacağı hakkında fikir verir. Şeker tüketildiğinde beyinde serotonin seviyesi yükselir. Bu da endorfin üretimini arttırır. Aynı ilaçlarda olduğu gibi, bu beyin kimyasalları da opioid reseptörleri tetikler, böylece mutluluk verir, acı hissini gölgeler. Opioid reseptörleri şekerle tekrar tekrar tetiklenerek serotonin düzeylerini suni olarak arttırırsa, insan vücudu doğal yollardan serotonin üretimini ve salgılanmasını durdurur. Serotonin duygulanım ve iştahın kontrolünden sorumludur58. Serotonin olmadığında kişi depresif olur ve daha fazla şeker yemek için kıvranır. Bu da mutluluk ile şeker arasında duygusal bir bağ kurulmasına yol açar. Şeker bağımlıları, serotonin düzeyini arttırmak ve mutlu olmak için şekersiz yapamaz hale gelir. Bu olayın adı 'duygusal yeme'dir. Zamanla, duygusal yeme şeker yeme haline gelir, bu da termogenezi engellediğinden yağ dokusunun artmasına yol açar. Bunun üstesinden gelmek için, şeker bağımlılarının serotonin düzeylerini artıracak ve şekerdeki gibi olumsuz yan etkileri olmayan sağlıklı alışkanlıklar geliştirmeye ihtiyaçları var. Bu kriterlere uyan iki şey var: egzersiz ve esansiyel aminoasit olan L-triptofan. İyi bilinen 'koşma sarhoşluğu', endorfinlerin opioid reseptörleri tetiklemesinin sonucudur. Bu mutluluk hissi, hafif egzersiz ile de kazanılır. Şekerin yerine geçebilecek harika bir alternatiftir. Kuşkusuz, koşma alışkanlığı pasta yemekten daha yorucu olup sağlıksız bir bağımlılığa da yola açabilir- her gün egzersiz yapanlarda olduğu gibi. Dengeyi bulmak çok önemlidir. L-triptofan, şekerin yerini kolayca alabilir ve egzersizle birlikte kullanılabilir. Yapıtaşı gibi davranarak vücudun serotonin üretimini arttırır. Sonuçta, L-triptofan kullananlar, şeker krizlerinden kurtulurlar. Bu esansiyel aminoaisit melatonini de arttırır. Bu da gece güzel bir uyku çekmeyi seven herkesin çok hoşuna gidecektir. Şeker bağımlılığı bir kez sonlandığında, termogenez harekete geçecektir. Termogenez herkese ince bir vücutla yaşama hakkı verir. Tek başına bu dahi kalp hastalığına yakalanma ihtimalinizi düşürür. Suni tatlandırıcılara da yer yok Purdue Üniversitesi'nden Prof. Dr. Terry Davidson ve Doç. Dr. Susan Withers, suni tatlandırıcıların, aynı şekerde olduğu gibi, tokluk hissine engel olduğunu bulmuşlardır. Uluslararası Obezite Dergisi'nde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre 'ağızdaki his' vücudun kalori sayma becerisinde çok önemli rol oynuyor. Suni tatlandırıcı kullandığımızda, vücudun şekerli tadı esas alarak kalori sayma kabiliyetini engellemiş oluyoruz. Suni tatlandırıcılar, bilinçsizce çok fazla yememize neden olurlar 59. Diğer bir deyişle, domuz gibi yemediğinizi düşünüyorsunuz, ama aslında öyle yiyorsunuz. Sağlıklı veya diyet ürün ve protein takviyesi üreticilerinden bazıları galiba henüz şekerin kötü etkilerinin farkında değiller. Bunun bir göstergesi de, bu ürünlerin bol miktarda şeker veya suni tatlandırıcı içermesidir. Bu tür ürünlerin sizin için sağlıklı olduğu inancı, pazarlama stratejilerinin nasıl olup da tıbbi bilgi ve sağduyunun yerini aldığına mükemmel bir örnek oluşturuyor.'
__________________
Bilgi Güçtür... Paylaştıkça Anlam Kazanır... @DrAnkara İletişim Adresimiz; hekimevi@yahoo.com [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] Sitelerimiz: [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] |
|
||||
|
Mustafa GÖKMEN
DÜNYAYI PEİNDEN SÜRÜKLEYEN TAT : ŞEKER -5- Artık Çernobil kazalarına ihtiyaç yok Mısır şekerine karşı sizi bu kadar tepki vermeye iten sebep nedir? Aslında Türkiye için bir alternatif değil mi mısır şekeri? Gelişmiş ülkelerin birçoğunda, özellikle de içeceklerde tabiî şeker olan pancar şekeri yerine karbon bağlarına müdahale edilerek karbon bağ yapısı değiştirilerek (mısırdan elde edilen İzoglikoz-früktoz şurubu vb.) tatlandırılan gıda ve içecekleri tüketen ülkelerde aşırı şişmanlık (obezite) felâket düzeyine gelmiştir. Bu gibi ülkelerde sağlık sektörüne ayrılan mâlî kaynağın hatırı sayılır bölümü aşırı şişmanlıkla mücadeleye ayrılmaktadır. Pancarı, kamışı, üzümü kaynattığınızda pekmez olur. Bunlardan elde edilen sakaroz ve glikoz tabiî şekerdir. Çünkü bu ürünlerden şeker elde edilirken yaratıldığı karbon bağ yapısına hiçbir müdahalede bulunulmuyor. Tabiî şekerdir. Allah insanı da, toprağı da, bitkiyi de yaratırken birbirleriyle mütenasip minerallerle yaratmıştır. Burada şunu söylemek istiyorum. Toprak Allah�ın yaratığı gibidir. İnsan da Allah�ın yaratığı gibidir. Siz, ürünün tabiî yapısını değiştirirseniz; karaciğerimizin tanıdığı ürün dışında bir ürünle karaciğeri karşılaştırırsınız. İnsanın karaciğeri Allah�ın yarattığı ürünleri tanımaya kodlandığından hazmetme esnasında tabiî ürünleri parçalayacak salgıları gönderecektir. Tabiî olmayan ürünleri tanımayacağından karaciğer onları parçalayacak salgıları üretemediğinden hazmedemez, yakamaz ve dolayısı ile yağ olarak depolar, sonuçta sağlıksız nesiller oluşur. O zaman burada şu soru akla geliyor. Genleriyle oynanmış ürünler var. Bunlar da aynı ölçüde zararlı insan sağlığı için sizin söylediklerinize bakılırsa? Genleriyle oynanmış müdahaleli ürünler ve tabiî olarak şeker olmayan ama müdahalelerle şeker haline getirilmiş ürünleri karaciğer parçalayamaz. Mısırdan elde edilen şekeri karaciğer parçalayamaz. O anda kullandı kullandı. Kullanmadığını yağ deposuna göndermek zorundadır. Çünkü tanımıyor, parçalayamıyor, yakamıyor. O yüzden de mısır şekeri kullanılan ürünleri tüketen çocuklar genellikle obezdir. Allah�ın ürettiği ürünü değiştirerek şeker haline getirirseniz onu kullananların tamamı obez olur. Mısır şurubundan elde edilen sun'î şekerlerle ne yiyorsanız obez olmaya yakınsınız denebilir. �Mısır şurubu� maliyetleri düşürdüğü için mi sanayiciler ve gıda imalathaneleri tarafından tercih ediliyor? Maliyeti çok düşürüyor gözüküyor değil mi? İyide bu kadar baklavacıya şurup dağıtan adam halen kota istiyor. Pekâla �Türkiye�de glikoz kota altında� diye neden bağırıyorlar? �Avrupa�da serbest� diyorlar. Türkiye�nin ihtiyaç duyduğu glikoz dünyanın en abartılı rakamla 160 bin tonu geçemez. Çünkü, Türkiye�de kullanılacak olan glikoz orantısıyla elde edilen çiklet, lokum, sakız ve diğer ürünlerin hesabını yaparsanız 80 bin tonu geçmez. Türkiye�de çiklet üretim yüzdesi kişi başına yüzde kaç? Lokum üretimi ne kadar? Kolalı içecekler ne kadar ürün kullanıyor? İhracat ne kadar? Toplayalım. İçindeki glikoz oranıyla çarpalım çıkacak rakam Türkiye�de nişasta bazlı şekerlere tahsis edilen kotanın birkaç misli olacaktır. Peki �Türkiye�de glikoz açığı var� diye neden çığlık atılıyor? Madem ihtiyaç var. Nişastadan tatlandırıcı üretenler neden glikoz üretmiyor da, früktoz şurubu üretiyorlar? dersek; verecek ahlâkî ve hukukî bir cevap bulamazlar. Niye glikoz üretmiyorsunuz. Sizin fabrikanız glikoz da üretir, niye üretmiyorsun kardeşim? Hedefleri pancar şekeri... Pancar şekerini vurmak için pancar şekerinin kullanıldığı ürünlerde kullanılan früktoz şurubunu üretirler de ondan. Glikoz ve früktoz fiyatı ile maliyeti hemen hemen aynı ama ihtiyacı karşılanamadığı iddia edilen glikoz yerine früktoz neden üretiyorlar? Aptal olmadıklarına göre, hedef pancar şekeri, şeker pancarının önünü kesmek istiyorlar. Tam da burada �Kimyasal tatlandırıcılara� değinmek istiyorum. O zaman gerçekler daha da anlaşılır olacaktır. Kimyasal tatlandırıcılar meyve suyu sanayiini ele geçirdiler. Herkes kimyasal tatlandırıcılarla tatlandırılmış meyve suyu içiyor. Şişmanlık korkusu olan insanlarımız şekersiz şeker denen gazoz reklâmının kurbanı. Herkes kanser oluyor gibi! Kimyasal tatlandırıcıların kanser yapma riski hep tartışılıyor, bu yüzden bazı ülkelerde bazı kimyasal tatlandırıcılara yasak getirildi. Ucuz olmasından dolayı bu ürünler sıkça tüketiliyor. Bu meyve sularını içen çocukların hepsi genç yaşta kanser olma riski ile karşı karşıya. Artık Çernobil kazalarına ihtiyaç yok. Meyve suyu fabrikalarının çoğu kimyasal tatlandırıcı kullanıyor. Türkiye�de kayıtlı şeker tüketiminin en büyük sebeplerinden birisi kimyasal tatlandırıcılar olduğu halde, nişasta bazlı tatlandırıcı üretenler buna hiç değinmiyorlar. Niye biliyor muyuz? Acaba bu yabancı sermaye ve yatırımcı yaftası ile dolaşanlar, kimyasal tatlandırıcı üretip Türkiye pazarına mı girmişler yoksa? Burada tarım sektörünün bir başka sıkıntısı daha var. Gübredeki yüksek vergi tarım ürünlerinde pahalılığa sebep olmuyor mu bir bakıma? Siz gübreyi yüzde 18 KDV�de tutuyorsunuz. Gayet güzel. Peki Türk parasını niye yüzde 30 değerli tutuyorsunuz. Türk parası olması gerekenden yüzde 30 değerli olunca senin tarımdaki her ürünün yurt dışına yüzde 30 pahalı geliyor. İthalat ucuz, ihracat pahalı hale getiriliyor. Kimin vasıtasıyla? Yanlış ekonomik politikalarla Türk lirasının değerini olduğundan yukarı tutarak, Türk ürünlerini yüzde 30 pahalı, yabancı ürünleri yüzde 30 ucuza getirildi. Son 5 yıldır böyleyiz. Bugün hiç kimse döviz değerinde satılıyor, Türk lirası da gerçek değerindedir diyemez. İthalatın ihracatı karşılama oranında yüzde 35�lere yakın açık veriyorsun. Türk lirası nasıl değerli oluyor? Senin ihracatın ithalatından az. Ama senin Türk liran değerli oluyor. Nasıl olacak bu iş? Dünyanın en büyük yalanı! Türk malını satarlar diye korkuyorlar her halde! Türk ürünleri dışarı satılır, ithalat ile ihracat arasındaki makas kapanır diye birileri korkuyor galiba! Bu da yetmiyormuş, gibi bu ürünleri daha da pahalı hale getirmek için gübrede KDV�yi yüzde 18�den aşağı çekmeye yanaşmıyorlar. Şeker pancarında gübrenin girdi maliyeti nedir? Pahalı gübre şeker pancarı üreticisini nasıl etkiliyor? Şeker pancarında hammaddenin maliyeti açısından gübrenin payı yüzde 30. Sen yüzde 18 KDV�nin maliyete yansıması sebebiyle ürünlerimizin maliyetini artırıyorsun. Bir ürünün Türkiye�deki satış fiyatı ile Avrupa�daki satış fiyatını karşılaştırırken dolarla karşılaştırıyorsun. Dolar ucuz, Türk lirası pahalı gözüktüğü için benim ürünüm hem hammaddenin pahalılığı, hem de bu döviz ucuzluğu baskısından yüzde 40 daha pahalı gözüküyor. Sonra da �çiftçi bizi kazıklıyor, dünyanın en pahalı şekerini tüketiyoruz� diye bağırıyorsun. Bu hesabı bilinçli olarak yapan her kim ise ona diyorum. Dövizi yüzde 30 baskıya alarak, benim ürünlerimi dışarıya karşı yüzde 30 pahalıya getiriyorsun. Üstelik benim kullandığım hammaddenin KDV�sini yüzde 18 tutarak hammaddemi de yüzde 10 bir daha pahalandırıyorsun. Yüzde 40 sırf bu oyunla benim ürünüm pahalılaşıyor. Sonra bana dönüyorsun diyorsun ki, �ben sırtımda mı taşıyacağım seni!� Benim ürünlerimi yüzde 40 daha pahalı hale getiren otoriteler, benim ürünüm pahalı diye gümrük oranlarını sıfıra çekerek yabancı ürünü Türkiye�ye dâvet ediyor. Türkiye işgal edilse malları bu kadar ucuza alınamaz. Çok iddialı bir söz söylediniz. Bu durumda bir ekonomik işgalden bahsetmemiz mümkün mü? Nasıl olacak bu iş diyeceksiniz. Çok basit. İşgal etmek için benimle savaşacak. Tankı gelecek, uçağı gelecek, askeri gelecek. Tankını imha edeceğim. Uçağını düşüreceğim, askerini öldüreceğim. Ne kadar pahalıya mal olacak (Askerî güç kullanarak işgali düşünenler için) değil mi? Ne gereği var işgal etmeye. Bankanı ele geçirecek. Sigorta kuruluşların ele geçirecek. Borsanı ele geçirecek. Sebebi yokken, ihracatın ithalatını karşılayamıyorken ve açık sürekli artıyorken Türk lirası nasıl oluyorsa değerli hale gelebiliyor () Senin kanınla suladığın topraklarda elde ettiğin ürünler dünyanın en pahalı ürünleri haline getirilerek ihracı imkânsız hale getiriliyor. İhracat pahalı, ithalat ucuz ama ne gam, YTL değerli () İşgal edilmemize gerek mi var? Askerî işgal daha pahalı ekonomik işgal ile senin işini bitirmeye çalışıyorlar. Ben burada siyaset yapmıyorum. Hükümetin aleyhinde de konuşmuyorum. (...) Ve bu arada olmayan bir meseleyi mesele haline getirerek, Türkiye yanlış gündemlerle oyalanıyor. Türkiye�nin şu anda zemini ithalata kayıyor. Kazancımız borcumuzu ödeyemez hale gelince, kazancımızla gıdamızı alacak halden çıkınca şartsız teslim edileceğiz galiba? Şimdi toprağını işletmeyen, işletilmeyen toprağa niye sahip çıksın? Mantığını kurcalıyorlar. Bu şekilde milleti topraktan soğutan bir zihniyet, �Ben işletemediğim toprağa neden sahip çıkacağım kardeşim kâr etmiyorsam� zihniyeti Türk insanının hücrelerine işleniyor. Bunun yansıması böyle olur. Tabiî bunu düşünüyorlar. Bakın böyle düşünülüyor demiyorum ama bu yanlışlar bu toplumu bu noktaya taşır diye endişeleniyorum. Gübrenin KDV�sini değil, traktörün KDV�sini düşürüyorsa! Ayrıca, düşürülen KDV fiyatta düşmeye yansımamışsa, traktör de ucuzlamamışsa, fabrika sahibi mi, çiftçi mi desteklenmiş olunur? Bu Bürokrat kimden akıl alıyor. Küresel ısınma ve kuraklık ile bağlantılı olarak pancarın çok su tüketen bir ürün olduğu söyleniyor. Su sıkıntısı nasıl aşılacak? Bakın size çok önemli bir şey hatırlatacağım. Bir televizyon kanalı su ile ilgili bir program yayınladı. Pancarı hayatı boyunca eline almamış dağdaki çobana şeker pancarı ile ilgili soru sordular. Adamcağız ne dedi biliyor musunuz? �Valla kuraklık var. Pancar çok su tüketiyor� dedi. Adam pancarı bilmiyor. Konya gibi en çok pancar ekilen bir yerde bile sulu alanların yüzde 15�ini pancar kullanıyor. Türkiye�de sulu alanların yüzde 1�ini şeker pancarı kullanıyor. Yüzde 99�u hangi bitki tarafından kullanılıyor gitsinler DSİ ve ilgili Fakültelerin bilim adamlarına sorsunlar. Niye sulayamayacakmışım da kendi suyumla kendi ürünümü, o ayrı bir iş. Su akıp gidiyor. Önüne neden bent koyup suyu tutmuyorsun? Devlet olarak sen niye varsın? Neye bakarsın. Sen devletsin, hükümetsin. Sen askersin, polissin. Vergimle maaş alıyorsun. Benim gümrüklerimi korumak zorundasın. Barajlarımı yapmak zorundasın. Beceremiyorsan yaptırmak zorundasın. Benim sularım akarken onun önüne set çekme işi senin. Benden vergi alıyorsan onu yapmak zorundasın. Bunları söylerken de bizim hiçbir tedbir almadığımız anlaşılmasın. Bu konular Türkiye�de konuşulmuyorken, Konya Cihanbeyli ilçesinde dünyanın en modern damlama sulama fabrikası Yönetim Kurulu Başkanımız Recep Konuk�un bölgesi olan Konya Pancar Kooperatifi ve Şeker Fabrikası tarafından öz kaynakları ile yapıldı. Üç yıldır boru ve ek malzemeleri üretiyor. Geçtiğimiz yıl üretim kapasitesini iki katına çıkarttı. Yurt dışına boru ihraç ederek millî ekonomiye döviz kazandırıyor. Küresel ısınma konusunda yazılan çizilenler sizi ilgilendirmiyor mu yani? Devletin gerekli tedbirleri alması durumunda susuzluğun yaşanmayacağını söylüyorsunuz... Su su diye bağıranlar. Küresel ısınma diyenler. Biyoetanol yatırımının en önemli hammaddesi olan şeker pancarını suçlayarak nereye varacaklar? Onu sorguluyorum. Türkiye�de şeker pancarından elde edilen biyoetanol maliyetinin altına düşecek başka bir ürün yok. Şeker kotası dışında 2-3 milyon ton daha pancar şekeri potansiyelimiz atıl duruyor. Enerji için dışarıya döviz ödüyor, bütçemiz sürekli artan oranda açık vermeye devam ediyor. Bizim aklı evvel sırçalı köşk müdavimleri bindikleri dalı kesme yarışmaları ile Türk tarımını yok etmeye devam ediyorlar. Enerji diyorsan, şeker pancarın bu işlerin şahıdır. Şeker diyorsan, kralıdır. Yem diyorsan, hem şah hem de kraldır. Her milletin sahip olduğu toprak parçasının önder ürünleri vardır. Bizde de önder ürün şeker pancarıdır. Türkiye�de, şeker pancarını yıktığınız zaman tarımın temel taşını da kırmışsınız demektir diyorum. SON Mustafa GÖKMEN 05.07.2008
__________________
Bilgi Güçtür... Paylaştıkça Anlam Kazanır... @DrAnkara İletişim Adresimiz; hekimevi@yahoo.com [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] Sitelerimiz: [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] |
|
||||
|
Genetiği değiştirilmiş mısır şekeri ile başımıza neler açıyorlar.. Bugün skytürk de bu konuyu tartıştılar.. En ilginç olan Irakta abd nin kendi askerlerine normal şekerle yani şekerppancarından üretilen şekerli kola verdikleri.. ama bizde ise mısır şekeri kullanılıyormuş. düşünün halimizi.. bu konunun ciddi araştırılması gerekiyor..
__________________
Bilgi Güçtür... Paylaştıkça Anlam Kazanır... @DrAnkara İletişim Adresimiz; hekimevi@yahoo.com [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] Sitelerimiz: [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.. Üye olmak için Tıklayın...] |
![]() |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|